31 Ağustos 2014 Pazar

Yüzbinlerce çeşit bitki evrimle meydana gelmez...


Yüzbinlerce çeşit bitki evrimle meydana gelmez...
Evrimciler nasıl insanın maymundan geldiğini, hayvanların da birbirinden mutasyon geçirerek türediğni öne sürerlerse, bitkilerin de birbirlerinden evrimleştiğini iddia ederler. Tabii ki tüm bu iddialar evrimcilerin hayali senaryolarından ibarettir. Nasıl aklı ve ruhu olan bir insan maymundan evrimleşerek meydana gelemezse, son derece kompleks yapılara sahip olan bitkiler ve hayvanlar da birbirlerinden evrimleşerek meydana gelemezler. Aslında canlıların kompleks yapılarını gece gündüz inceleyen bilim adamları bu gerçeğin farkındadır, ama yaratılışı kabul etmemek adına evrimin hayali bir senaryo olduğunu gizlerler.
Bugün bitkilerin evrimi senaryosunu savunanların düştükleri en büyük çıkmaz hiç kuşkusuz ki ilk bitki hücresinin nasıl olup da evrimleştiğidir. Aslında, sadece bitkilerin evrimi konusunda değil, evrimle açıklanmaya çalışılan her konuda evrimcilerin içine düştükleri en büyük çıkmaz, kuşkusuz ki ilk hücrenin nasıl oluştuğu konusudur.
Bakın ünlü evrimci Richard Dawkins kendisine canlılığın başlangıcı sorulduğunda nasıl köşeye sıkışıyor ve canlılığın uzaydan gelmiş olabileceği senaryosunu ortaya atıyor, bu linkten seyredebilirsiniz:
Bilindiği gibi hücreler son derece küçük canlı yapılar olmalarına rağmen çok karmaşık sistemlere sahiptirler. Öyle ki bu sistemlerin tam olara nasıl işledikleri konusunda bugüne kadar anlatamadıkları pek çok nokta bulunmaktadır. Hücre dev bir fabrika benzeri kompleks yapılara sahiptir. Tek bir organelinin eksik veya olması gerektiğinden farklı olması durumunda hücre işlevini yerine getiremez. Çünkü her bir organelin özel bir görevi ve diğer organeller ile çok karmaşık bağlantıları vardır.
Bir hücrenin içinde enerji üreten yapılardan hücre ile ilgili bütün bilgilerin kayıtlı olduğu birimlere, gerekli yerlere maddelerin ulaşmasını sağlayacak taşıma sistemlerinden, gelen maddeleri ayrıştırma bölümlerine, enzim ve hormon üreten birimlere kadar pek çok kompleks yapı mevcuttur. Bu yapılar karşısında evrimci bir bilim adamı olan W.H. Thorpe,“canlı hücrelerinin en basitinin sahip olduğu mekanizma bile, insanoğlunun şimdiye kadar yaptığı, hatta hayal ettiği bütün makinelerden çok daha komplekstir”1 şeklindeki ifadesiyle hayranlığını belirtmiştir.
Hücredeki olağanüstü yapıyı görmezlikten gelemeyen bilim adamlarından biri de ünlü Rus evrimcilerinden Alexander Oparin’dir. Oparin evrim teorisinin hücrenin kompleksliği karşısında içine düştüğü durumu şöyle ifade eder:
Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin bütününü içine alanen karanlık noktayı oluşturmaktadır.2
Bir canlı hücresinin tesadüfen oluşması kesinlikle mümkün değildir. 20.yüzyıl biliminin hücredeki akıl almaz kompleksliği ortaya çıkarması, böyle olağanüstü bir yapının tesadüfen ortaya çıkabilmesinin her türlü ihtimalin dışında olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte 21. yüzyılın eşiğinde olduğumuz şu dönemde hücrenin daha pek çok sırrı modern bilim tarafından henüz aydınlanmamıştır. Hücrenin tesadüfen oluşması bir yana, bugün en gelişmiş teknolojiye sahip laboratuvarlarda, uzman bilim adamlarının yıllar süren tecrübe ve gayretleri sonucunda bile yapay olarak bir canlı hücresi üretilememektedir.
Sonuçta, tek bir canlı hücresi bile bizi o kesin ve mutlak sonuca götürür:
Her şey, sonsuz akıl ve kudret sahibi olan Allah’ın yaratmasıyla var olmuştur ve her şey O’nun eşsiz sanatının ve ilminin eseridir.
Bildiğiniz gibi evrimcileri en çok köşeye sıkıştıran delil aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen canlıların en ufak bir değişikliğe uğramadıklarını gösteren fosillerdir. Bitki fosilleri de canlının yüzmilyonlarca yıl önceki haliyle şimdiki hali arasında en ufak bir değişikliğin olmadığını gözler önüne serer. Şimdi bu fosilerden birkaç tanesini inceleyelim:
Yüzbinlerce çeşit bitki evrimle meydana gelmezbitki fosil 1bitki fosil 2bitki fosil 3bitki fosil 4
Kaynak:
1. W.R. Bird, The Origin of Species, Revisited, Nashville:Thomas Nelson Co. 1991, s.298-299
2. Alexander I. Oparin, Origin Of Life, (1936) New York, Dover Publications, 1953, s.196

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder