31 Ağustos 2014 Pazar

Komünizm ülkeleri açlık, sefalet ve kıtlıkla boğar


Komünizm ülkeleri açlık, sefalet ve kıtlıkla boğar
Resimdeki insanlar komünizm yüzünden safalete sürüklendiler ve yaşamlarını yitirdiler.

Komünizm geçtiğimiz 20. Yüzyılda insanlara çok büyük bir felaket getirdi. Komünizm ile yönetilen halklar baskıya, zulme, gözyaşına ve sefalete boğuldu. Bu acımasız ideoloji yüzünden geçtiğimiz yüzyılda tam 120 milyon insan hunharca öldürüldü. Bu zavallı insanlar savaş yüzünden hayatlarını yitirmediler. Komünizm denen vahşi ve sert ideolojiyi benimseyen devletler kendi halklarına korkunç bir zulüm uyguladılar. İnsanlar insani ihtiyaçlarından yoksun bırakıldı, evlerini barklarını bırakıp göçe zorlandı, kıtlıkla tanışıp acı çekerek ölümle tanıştı. Milyonlarca insan da adeta köle gibi kamplarda çalıştırılarak adeta insanlıktan çıkarıldı. Birçoğu da komünist gerilla gruplarının kurşunlarına hedef oldu.
120 milyon insanın canına mal olan bu korkunç ideoloji hala varlığını sürdürüyor, komünizm sinsice atağa kalkacağı günü bekliyor. Bu zalim sistem hâkim olduğunda başa geçen devlet adamları halka adeta kan kusturuyor. Ama öncesinde halkın gözü eşitlik sloganlarıyla boyanıyor. Halk bu sistemde çok mutlu olacağına inandırılıyor. Oysa gerçekte yaşanan halkın tüm özgürlüğünün elinden alınması ve halkın köleleştirilmesi oluyor.
LeninStalinMaoPol Pot gibi komünist liderlerin neden böyle acımasız bir katile dönüştüğüne gelirsek, bunun nedeni bu diktatörlerin inandıkları materyalist felsefe ve bu felsefenin insana bakışıdır. Komünizm aslında materyalist felsefenin tarihe uyarlanmasıdır. Ayrıca materyalist felsefenin doğaya uyarlanmasıyla, yani Darwin’in evrim teorisiyle tam bir uyum içindedir. Sonuçta bu teoriye göre insan, gelişmiş bir hayvan türüdür. Diğer hayvanlardan tek farkı, içinde bulunduğu şartların onu biraz “ehlilleştirmiş” olmasıdır. Özde, insanla hayvan arasında bir fark yoktur. Gerek doğada gerekse insan toplumlarında değişmeyen tek kural “çatışma”dır. Çatışma, birbiriyle çakışan menfaatler nedeniyle olur. Çatışma sonucunda bir tarafın kaybetmesi, acı çekmesi, ölmesi son derece doğal ve hatta gereklidir. Dolayısıyla, bir gelişmenin gerçekleşmesi, örneğin komünistlere göre “komünist devrim”in yaşanması için, çok sayıda insanın ölmesi, acı çekmesi, işkence görmesi kaçınılmazdır ve hatta gereklidir.
komunizm 1
İşte insana bu şekilde bakan komünist ideolojinin en büyük icraatı, insanları olabildiğince “hayvanlaştırmak”, vahşi hayvanlar gibi zincirlere vurmak, acı ve korku yoluyla kendince “terbiye etmek” ve gerektiğinde boğazlamak olmuştur.

20. yüzyılda komünist diktatörlerin ortak özelliği halklarını büyük açlıklara, kıtlıklara mahkûm etmeleridir. Lenin zamanında tüm Rusya’da 5 milyon insanın ölümüne neden olan bir kıtlık yaşanmıştır. Stalin zamanında, 1932-33 yılları arasında bu felaket daha geniş çapta tekrarlanmış ve sadece Ukrayna’da tam 6 milyon insan kıtlık sonucunda açlıktan can çekişerek ölmüştür. Mao’nun Kızıl Çini’nde ve Pol Pot’un Kamboçyası’nda da milyonlarca insan kıtlık sonucunda ölmüştür.
komunizm 2

Burada kıtlık dediğimiz zaman Rusya’da, Çin’de, Kamboçya’da aylar ve yıllar boyunca devam eden ve insanları daimi açlıkla çok büyük acılara sürükleyen bir kıtlıktan bahsediyoruz. Sadece kendi yetiştirdikleri ürünlerle (tahıl veya pirinçle) beslenen köylülerin elinden tüm mahsulleri zorla toplanmıştır. Bunlar alındıktan sonra geriye yiyecek hiçbir şey kalmaz. İnsanlar önce etraftan topladıkları sebzeyi, meyveyi ve kesebilecekleri hayvanları bulup yerler. Bunlar hemen tükenir. Sonra yapraklar, otlar, ağaç kabukları kaynatılmaya başlanır. Haftalar geçtikçe bedenler zayıflar, incelir. İnsanlar sürekli açtır. Bazı insanlar kedi, köpek yakalayıp yemeye başlarlar. Bu, başka canlılara, böceklere kadar devam eder. Sonuçta acı içinde kıvranan insanlar birbiri ardınca ölmeye başlar. Ölüleri gömecek takati olan kimse yoktur. Ve en sonunda kıtlığın en korkunç boyutu ortaya çıkar:Yamyamlık. İnsanlar önce ölüleri yemeye başlarlar. Sonra birbirlerine saldırmaya, birbirlerinin çocuklarını kaçırıp, kesip yemeye başlarlar. İnsanlıktan çıkar ve hayvanlaşırlar.

komunizm 5Zatenkomünist rejimin amacı da budur. Bu anlatılanlar inanılmaz görünse de 20. yüzyıl içinde ilk olarak Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Rusya’da yaşanmıştır. Bolşevikler iktidara geldikten bir süre sonra, 1918 yılı içinde, Lenin tarafından alınan bir kararla, özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasına yönelik bir politika başladı. Bunun en önemli sonucu ise, köylülerin tarlalarının devletleştirilmesi ve mahsullerinin ellerinden alınmasıydı. Bolşevik militanlar, Çeka polisleri, Kızılordu birlikleri, Rusya’nın dört bir yanındaki köyleri basarak, zaten çok zor koşullarda yaşayan köylülerin yegâne besin kaynağı olan mahsulleri silah zoruyla toplamaya başladılar.

komunizm 4
Her çiftçi için Bolşeviklere vermesi gereken bir kota belirlenmişti, ancak bu kotayı tamamlayabilmek için çoğunun elindeki tüm mahsulü vermesi gerekiyordu. Direnmek isteyen köylüler en vahşice yöntemlerle susturuldu. Bazıları ellerindeki buğdayın hepsini kaptırmamak için mahsulün bir kısmını gizli ambarlara saklıyordu. Ancak bu gibi davranışlar, Bolşeviklerce “devrime ihanet” sayılıyor ve akıl almaz vahşetlerle cezalandırılıyordu. 14 Şubat 1922'de inceleme yapmak üzere bölgeye giden bir müfettiş, Omsk bölgesindeki uygulamaları şöyle anlatıyordu:

“Zoralım birliklerinin haksız uygulamaları akıl almaz boyutlara ulaştı. Tutuklanan köylüler sistematik biçimde soğuk hangarlara kapatılıyor, kırbaçla dövülüyor ve ölümle tehdit ediliyor. Teslim etmeleri gereken kotanın tamamını doldurmayanlar, elleri kolları bağlanıp, çıplak bir şekilde köyün ana caddesi boyunca koşmaya zorlanıyor ve sonra da soğuk bir hangara tıkılıyor. Çok sayıda kadın bayılana kadar dövüldükten sonra çıplak olarak karda açılan çukurlara konuluyor.

komunizm 3
Richard Pipes, A Coincise History Of The Russian Revolution (Rus Devriminin Kısa Tarihi) adlı kitabında şöyle yazar:
1921 ilkbaharında köylüler açlık nedeniyle ot, ağaç kabuğu ve kemirgenleri yiyorlardı. Yamyamlık olayları vardı. Kısa sürede milyonlarca sefil insan yemek bulabilecekleri bir yere gitmek umuduyla en yakın tren istasyonuna koşuyordu. Bu kişilerin nakli kabul edilmedi, çünkü Moskova 1921 Temmuzu’na kadar bir felaketin varlığını inkâr ediyordu. Hiçbir zaman gelmeyecek olan treni ya da onlar için kaçınılmaz olan ölümü beklediler. Şehri ziyaret edenler hiçbir hayat belirtisi görmeden gidiyorlardı, halk ya oradan gitmişti ya da evlerinde hareket edemeyecek kadar güçsüz bir şekilde yatıyorlardı. Şehir sokaklarını cesetler kirletiyordu.
Komünist liderler açlık yoluyla kitlelerin dine olan bağlılıklarını kıracaklarını düşündüler. Onları tepkisizleştireceklerdi. Böylece dini kurumlara karşı planladıkları saldırıları gerçekleştirebileceklerdi. Komünizmin ülkelere getirdiği belaları anlatmaya bir sonraki yazımda devam edeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder