28 Ekim 2013 Pazartesi

Evrimciler bu muhteşem detayların da tesadüfler sonucunda oluştuğunu nasıl iddia edebiliyorlar?


Evrimciler bu muhteşem detayların da tesadüfler sonucunda oluştuğunu nasıl iddia edebiliyorlar?
- Beynimiz kendine ulaşan sinyalleri saniyenin onda biri kadar bir zamanda o ana kadar duymuş olduğumuz 400.000 kadar sesi analiz ederek karşılaştırır. Bu sayede vücudumuz sese vereceği tepkiye hazır hale gelir. Eğer böyle olmasaydı arkamızdan gelen bir arabanın sesini duyamaz ve zamanında kaçamazdık.
- İşitme merkezinin bir başka özelliği de sesler üzerindeki süzme yeteneğidir. Algılamamız gereken sesin dışında kalan tüm yankılar beyinsapında elemeye tutulurlar. Bu konuda önemli bir alıntı:
Eric Young – Johns Hopkins Tıp Fakültesi İşitme Bilimleri Merkezi Yöneticisi
“ Beyin sapımızdaki hücreler çevredeki sesin yerini saptamak üzere iş başındadır. Böylece yüzlerce farklı ton ve karakterdeki ses değerlendirilir. Sesler arası ayırım burada ve hiçbir özel gayret olmadan yapılır. Gayda sesi ayak sesinden ayrılır. İşitme sinyalleri üzerlerindeki yankı gölgesi, AKILLI beyin sapımız tarafından silindiği için keskinleşir. Böylece bu yankıları algılamayız.” Örneğin sizinle konuşan ve piyano çalan arkadaşınızdan gelen sesler duvarda, şöminede ve tavanda yankılanır. Bu noktada beyin sapımızdaki işlem merkezi, gelen yankı seslerini denetime alır ve dışlar. Sonuçta orjinal sesin geçmesine izin verir, yankıların tamamını siler. Adeta bir hile yaparak sesin bütünlüğünü korur.
-Beyin sapındaki hücrelerin bu muhteşem seçiciliğine rağmen nasıl oluyor da bazı yankıları duyuyoruz? Elbette karşımızdaki mesafe fazlaysa örneğin vadi gibi bir bölgede ya da boş bir odada yüksek volümlü sesler yankı oluşturur. Çünkü bunlar zamanlama olarak orijinal sesten birkaç saniye sonra bize ulaşır. Bu durumda beynimiz tarafından elemeye tabi tutulmaz, ayrı bir ses olarak algılanır. Ama bu sırada beyin ilk sesin değerlendirilmesini tamamlamıştır. Dolayısıyla yankının orijinal sesle karışıp rahatsızlık oluşturması söz konusu değildir.
- Yaklaşık 2 metrelik DNA sarmalı, 46 kromozoma bölünerek dünyanın en kompleks sarma metoduyla 1-2 mikronluk hücre çekirdeğinin içinde sarılı durumda bulunur. Bu sarma işlemini yapanlar enzimler ve proteinlerdir.
- Antartika bölgesinde yaşayan Wedel türü ayı balığı hava sıcaklığının -56 C, su sıcaklığının ise -26 C ye kadar düştüğü sert kış koşullarına bile dayanabilir. Ayı balıklarının solunum borusu çoğu memelininkinin tersine yuvarlak değil, düz-oval biçimlidir ve yüksek basınç altında hemen kapanabilmektedir. Aynı şekilde kulaklardaki hava boşlukları da dış basınç belli bir noktaya eriştiğinde şişip burayı tıkayan kan damarlarıyla örülmüştür.
- 60 kilo ağırlığındaki bir insanın damarlarında ortalama 5 lt. kan dolaşır. Kalp bu miktarı bedende rahatlıkla 1 dakikada dolaştırabilir. Ancak fiziksel bir zorlanma sırasında ya da spor yaparken 1 dakikada bu miktarın 5 katını dolaştırabilir.
- Oksijeni taşıma görevi alyuvarların içindeki hemoglobin molekülü tarafından yerine getirilir. Yassı, yuvarlak ve her iki yanı basık bir yapıda olan alyuvarların yalnızca birisi yaklaşık 300 milyon hemoglobin taşır. Alyuvarların, kusursuz bir çalışma sistemi vardır. Oksijeni taşımakla kalmayıp, onu gerektiği yerde de bırakabilirler.
-Bunu da en gerekli yer ve zamanda, örneğin çok çalışan bir kas hücresinin yanından geçerken yaparlar. Alyuvarlar, oksijeni bu şekilde gerekli dokulara verirken, şekerin yakılmasından açığa çıkan karbondioksiti de alarak akciğere taşır ve orada bırakırlar. Bunun ardından hemen yeniden oksijenle bağlanır ve onu yeniden gerekli dokulara taşırlar.
-Yetişkin bir erkeğin damarlarında 30 milyar alyuvar yüzer. Bu sayıdaki alyuvarlarla bir futbol sahasının neredeyse yarısı kaplanabilir. Kanımıza, dolayısıyla tenimize renk veren hücreler alyuvarlardır. Alyuvarlar yassı disklere benzer. Esneklikleri sayesinde de en dar kılcal damarlardan ya da en küçük gözeneklerden geçebilirler. Eğer bu kadar esnek olmasalardı vücudun pek çok noktasında takılı kalırlardı.
-Kılcal damarlar yalnızca 4-5 mikrometre kalınlığındadırlar. (1 mikrometre = milimetrenin binde biri). Alyuvarların çapları 7.5 mikrometredir. Alyuvarlar bu esneme özellikleri sayesinde kılcal damarlardan rahatlıkla geçerler.
-Şeker hastaları için ise bu durum farklıdır. Şeker hastalarının kan hücreleri genellikle esnekliklerini yitirir. Bu nedenle, hastaların gözlerindeki hassas dokular esnek olmayan kan hücreleri tarafından tıkanır. Bu tıkanma ise körlüğe yol açabilir.
-Bir alyuvar hücresi vücutta yaklaşık 120 gün dolaşır. Bu sürenin sonunda görevini tamamlamış olur ve makrofaj adlı savunma hücreleri tarafından yenir.
-Normal şartlarda saniyede 2,5 milyon alyuvar üretilir. Ancak gerektiğinde bu sayı arttırılabilir.
-Havayı içimize çektiğimiz anda, akciğerlerimizde bulunan yaklaşık 300 milyon küçük odacığa oksijen dolar. Bu odacıkların duvarlarını kaplayan kılcal damarlar hemen bu oksijeni çekerler ve önce kalbe sonra da vücudun her tarafına taşırlar. Kılcal damarlar oksijeni içeri alırken, aynı anda da atık madde olan karbondioksiti bırakırlar. Tüm bu işlem yarım saniye bile sürmez.
-Vücudumuzu saran sinirler “nöron” adı verilen yüzlerce, kimi zaman binlerce sinir hücresinden oluşurlar. Bir nöronun ortalama genişliği 10 mikrondur. (Bir mikron milimetrenin binde birine eşittir.) Bir insan beyninin içindeki 100 milyar nöronu tek bir çizgi halinde yan yana getirebilseydik, 10 mikron genişliğindeki ve çıplak gözle görülemeyen bu çizginin uzunluğu tam 100 kilometre olurdu.
-Bir nokta işaretine 50 tane, bir iğne başına ise 30.000 tane nöron sığdırabilirsiniz.
-Aksonlar hücrenin gövdesinden çıkan, uzun, çoğunlukla tek bir uzantıdan oluşan, uyarıların gönderildiği ince liflerdir. Aksonlar yaklaşık 20 mikron (milimetrenin binde biri) çapındaki genişlikleri ile bir saç telinden daha incedirler; boyları ise bir metreye kadar uzayabilir.
- Aksonların bir diğer özelliği de, tek bir aksonun 10.000 kadar terminale (uç kısım) ayrılabilmesidir. Böylece her bir terminal, farklı bir nöron ile bağlanabilir ve aynı anda birden fazla bölgenin uyarılmasını sağlayabilir. Her bir nöron binden fazla nörondan sinyal alabildiği için, tek bir nöron aynı anda birkaç milyon farklı bilgiyi taşıyabilir.
- Evrendeki bütün protonlar 1,6 x 10 üzeri 19 değerinde pozitif yüke sahiptirler. bu atomlardaki çeşitli protonların birbirlerini itmelerini sağlar. Ama aradaki çekim, itmeden 100 kez daha güçlü olduğu için protonlar birbirlerinden ayrılmazlar.
-Protonun kütlesi elektronunkinden 1836 kez daha fazladır. Ama buna karşın bilinmeyen bir nedenden ötürü elektronun yükü protonunkiyle aynıdır. 1,6 x 10 üzeri 19
-İşitme ile ilgili bilgi kulağımızdan işitme merkezine 2.5 cm uzunluğundaki işitme sinirimiz tarafından taşınır.
Sanırım fazla söze gerek yok, 21. Yüzyılda artık evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediği çok açık ortadadır. Bu muhteşem detaylar üstün bir aklın eseridir, tesadüflerin değil. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder