25 Ağustos 2013 Pazar

Tarihteki gizli örgüt: Tapınakçılar

Tarihteki gizli örgüt: Tapınakçılar
Kim bu tapınakçılar? Günümüze kadar nasıl dağılmadan, kopmadan geldiler? Bugün tarihteki gizli örgüt tapınakçılarla ilgili öğrendiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Tarihte çeşitli amaçlarla kötülüğü silah edinen bir takım gizli örgütlerin uzantıları, yan kolları veya versiyonları günümüze kadar gelerek, siyaset, ekonomi ve ideoloji alanındaki etkisiyle kendini göstermektedir.Bunlardan bir tanesi Orta Çağ zamanında kurulduğu kabul edilen “TAPINAKÇILAR” tarikatıdır. 
Bu tarikatın temeli araştırıldığında “Haçlı Seferlere” kadar gidilebilir. Haçlı Seferleri her ne kadar Hıristiyan inancının bir ürünü olarak anlaşılsa da, aslında temeli maddi çıkarlara dayanan savaşlardır. Avrupa'nın büyük bir yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı bir devirde, Doğu'nun ve özellikle de Ortadoğu'daki Müslümanların refah ve zenginliği, Avrupalıları cezbetmiştir. Bu motivasyonun, Hıristiyanlığın dini sembolleriyle süslenmesi sonucunda, dini görünümlü, fakat gerçekte dünyevi amaçlara yönelik bir "Haçlı" düşüncesi doğmuştur. Kendilerine "Haçlılar" denen güruh, pek çok yeri yakıp-yıktıktan, pek çok Müslümanı kılıçtan geçirdikten sonra 1099 yılında Kudüs'ü işgal edip ele geçirdi. İki gün içinde yaklaşık 40, 000 Müslümanı vahşice öldürdükten sonra sınırları Filistin'den Antakya'ya uzanan bir Latin krallığı kurdu ve Haçlıların Ortadoğu'da tutunabilme mücadelesi başladı. Bu nedenle daha önce benzeri bulunmayan "askeri tarikatlar" kuruldu. 
Haçlı Seferleri sırasında Kudüs'te ortaya çıkan Tapınak Şövalyeleri, zamanla tüm Avrupa'yı ekonomik ve siyasi açıdan etkisi altına alan ülkeler üstü önemli bir güç haline geldiler. 14. yüzyılda Fransa Kralı ve Papa V. Clement tarafından ortadan kaldırılmaya çalışılan Tapınakçılar, gerçekte hiçbir zaman yok olmadılar. 
Fransızca’da “Templiers” , İngilizce’de “Templars” olarak adlandırılan bu şövalyelerin gizemi günümüzde de varlığını korumaktadır. Özellikle de Mason Cemiyetlerinin bu şövalyelere sahip çıkmaları günümüzde de süregelen bir ilgiye kaynaklık etmektedir. 
Tapınakçılar ya da tam adıyla "İsa'nın ve Süleyman Tapınağı'nın Fakir Askerleri" adlı tarikat 1118 yılında, yani Kudüs'ün Haçlılar tarafından ele geçirilmesinden yaklaşık 20 yıl sonra kuruldu. Kendilerine "Süleyman Tapınağı" ile ilgili bir isim verilmesinin nedeni, üs olarak seçtikleri yerin, bu yıkık tapınağın yeri olan "tapınak tepesi" olmasıydı. Bu yer aynı zamanda Mescid-i Aksa'nın da bulunduğu yerdi. 
Tapınakçılar kendilerini "yoksul askerler" olarak tanımlamışlardı, ancak kısa sürede zenginleştiler. Avrupa'dan Filistin'e gelen Hıristiyan hacıların yolculukları tamamen bu tarikatın kontrolündeydi ve hacılardan topladıkları paralarla büyük bir servetin sahibi oldular. Dahası, ilk kez "bankacılık" benzeri bir çek-senet sistemi kurdular. Hatta BBC yorumcuları Michael Baigent ve Richard Leigh'e göre bir tür Ortaçağ kapitalizmi oluşturmuşlar ve faiz işleterek "modern bankacılığa öncülük" etmişlerdi. 
Zaman içinde Tapınakçılara bir çok şövalye katılmış ve örgüt büyümeye başlamıştır. 1147 yılında tarikatın ikinci Üstadı Robert de Craon öldüğünde sadece Kudüs’de 700 şövalye ve onlara hizmet eden 2400 kişi vardı. On üçüncü yüzılda bir çok eyalette varlık göstermekteydiler. Bunların arasında Provence , Bourgogne, Catalogne , Portekiz , gibi yerler de vardı. Filistin’de üç büyük eyalete bölünmüşlerdi: Kudüs, Tripoli ve Antakya. Bu yüzyılda Tapınakçıların 3468 adet şatoları vardı. 
Tapınakçılar hem asker hem rahip oldukları için kadınlarla ilgilenmezler , boş vakitlerinin çoğunu ibadetle geçirirlerdi. Fakat bu ibadetler tarikatın gizli tören ve ayinleri ile yapılıyordu. Uzun süre bu törenleri tarikata üye olmayan hiç kimse bilmedi. Fakat zamanla sızan bilgiler, Tapınakçılar'ın gerçekte Hıristiyanlıktan büyük bir sapmayla uzaklaştıklarını ve birçok sapkın uygulamalar içinde olduklarını gösteriyordu. 
Tapınakçılar'ın büyük bir sapkınlık içinde olduklarına dair kuşkuların iyice artması ve büyük bir gizlilik içinde gerçekleşen ayinler 1307 yılında Fransa Kralı ve Papa V. Clement'in emriyle Paris'teki Tapınakçılar'ın tümünün tutuklanmasıyla sonuçlandı. Gizli toplantılarında neler yaptıkları ile ilgili sorgulandılar. İtiraflar ilginçti: 
"Tapınakçılar'ın çoğu, İsa'ya inanmayıp onu sahte peygamber ' olarak gördüklerini kabul ettiler. Tapınakçılar'ın sorgusu sırasında hemen hepsinin kabul ettiği ve kesinleşen bir şey var: Tapınakçılar'ın tapındığı Bafomet adı verilen bir tür put. Çoğu Tapınakçı bu figürü gördüklerini söylemiştir... Bazı Tapınakçılar gizemli bir kedi figüründen söz etmiştir. Ortak görüş bu figürün Şeytan'ı temsil ettiği yönündedir." 
Tapınakçılar, yasaklanıp önde gelenlerinin çoğunun idam edilmesinin ardından, Avrupa'nın farklı bölgelerinde kendilerine güvenli yerler bulup, varlıklarını yer altında sürdürdüler. Anlatıldığına göre, Paris'teki Tapınakçılar'ın bir bölümü, haklarında tutuklama kararı çıkmadan bir gece önce şehirden gizlice ayrıldılar. Bu yer altı Tapınakçıları'na Yeni-Tapınakçılar adı verildi. Yeni Tapınakçılar'ın sığındıkları yer ise, Güney Fransa'daki Provins bölgesiydi. Şehrin altında açılan yer altı tünelleriyle birbirlerine bağlı gizli toplanma yerleri kurulan Provins, bu dönemde Kabalistlerin ve Tapınakçılar'ın karargahı olarak kullanıldı. Kabalistler ve Tapınakçılar Fransa'da da benzer hedefler peşindeydiler. Tapınakçılar, önceleri siyasi ve ekonomik bir güce sahipken Papa ve ona bağlı krallıklar tarafından yasaklanmış ve sindirilmiş bir gizli örgüt konumundaydı. Yahudiler gibi kiliseye ve ona bağlı krallıklara derin bir nefret besliyor ve öç alma isteğiyle yanıp tutuşuyorlardı. 
Günümüzde de varlığı tartışma konusu olan Tapınakçılar Tarikatı belki resmen kapatılmıştı, ama fiilen hiç yok olmadı. The Encyclopedia of the Occult (Okültizm Ansiklopedisi) 428. sayfasında bu konuyla ilgili şunlar aktarılmaktadır: 
"Konuyla ilgili çoğu kaynak tarafından, Büyük Üstad Jacques de Molay'ın ölümüyle birlikte, hayatta kalan Tapınakçılar tarafından bir komplo tasarlandığı öne sürülür. Buna göre, Tapınakçılar'ın amacı, kendilerini yasaklayıp Üstad'larını öldüren Papalığın ve bazı Avrupa krallıklarının yıkılmasıdır. Bu amacın nesiller boyunca aktarıldığını ve Tapınakçılar' ın devamı olan Aydınlanmacılar ve Gül-Haç (Rose-Croix) gibi örgütlerce sürdürüldüğü söylenir. Masonluğun etkisiyle gelişen ve Fransız tahtının yok olmasını sağlayan Fransız Devrimi de bunun bir sonucu olarak yorumlanır." 
Tarikat kurulduğu andan itibaren ezoterik bir karakter göstermiş ve amacını saklamıştır. 
Tarikatın ezoterik karakteri mühründe de görülmektedir. Aynı ata binmiş iki şövalye şeklindeki bu mühür değişik araştırmacılar tarafından değişik şekillerde yorumlanmıştır. Bazı araştırmacılar bu sembolü birbirini kollayan iki şövalye olarak yorumlarken bazıları da bunu tarikatın ilk yıllarındaki fakirliğini belirttiğini iddia etmişlerdir. Aslında bu mühür, Saint Bernard’ın da «çarpışma iki yönlüdür, yeryüzünde ve gökyüzünde» şeklinde belirttiği gibi, misyonun maddi ve manevi olan iki yönünü temsil etmektedir. Bir başka deyişle görünüşteki amaçları Kutsal Topraklara giden hacılara yardım etmek olan tarikatın aslında bir de ruhsal bir amacı vardı. 
Tarikatın ezoterik yönünün bir başka göstergesi de inisiyasyon törenleridir. Bu törenler bütün ezoterik topluluklarda görülen törenlere benzemektedir. Aday kabul edilmeden önce çeşitli sınavlardan geçmektedir. Bu sınavların tam olarak neler olduğunu bilemesek de dört elementle ilgili bir takım törenler olduğunu, bazı moral değerlerin sorgulandığını öğrenmekteyiz. Bu sınavları geçen adayı, geceleyin, on iki şövalye beklemekteydi. Dışarıda bekleyen adaya şövalyeler niçin kapıya geldiğini üç defa sorarlar, yanıtını kabul edince içeri alırlardı. Tarikata kabul edilme ise törenle olmaktaydı. 
Tarihteki ve şu anda dünyada birtakım yeraltı işlerin başında duran gizli örgütler taşıdıkları amaçlarla ilgi çekicidir, çünkü sembolizm, gizemlilik, mistisizm sayesinde içinde olanları ilahi inançtan uzaklaştırmakta, üstün varsaymaktadır – kitlelere yönelikse çeşitli siyasi, ekonomik, idolojik oyunlar ve komplolar düzenlenerek karşımıza savaşlar, terör, ekonomi krizleri, devrimler vb vb şeklinde toplumsal karmaşa olarak çıkarmaktadır. 
Günümüzde Tapınak şövaleyleri ve Masonlar kutsal kent olarak bilinen İstanbul’u ziyaret ediyorlar. Bildiğiniz gibi İstanbul’da birçok kutsal emanetler ve kutsal mekanlar var. İşte buraları ziyaret ediyorlar. Ahir zamanda Hz. Mehdi, Masonlar, Hz. İsa, Tapınak şövalyeleri ve Hz. Hızır arasında çok sıkı bir bağ kurulacak gibi gözüküyor. İçinde bulunduğumuz dönem İslam’ın altınçağını yaşayacağı dönemdir. İslam’ın hızla yayılmasında Hz. Mehdi’nin vesilesiyle herkes kendine düşen görevi yapacaktır. 
KONUYLA İLGİLİ KAYNAKLAR: 
* M. Baigent, R. Leigh, “The Temple and the Lodge”
** Levis Spence, “The Encyclopedica of the Occult”, s. 406
- ANDREWS Richard, SCHELLENBERGER Paul , The Tomb of God, The Body of Jesus and the Solution to a 2000-year-old Mystery , Little, Brown and Company , London, 1996
- BARBER Malcolm, The New Knighthood , A History of the Order of the Temple, Cambridge University Press , Cambridge 1994
- BAIGNENT Michael , LEIGH Richard , LINCOLN Henry, The Holy Blood and the Holy Grail , Corgi Books , London , 1983
- KNIGHT Chistopher , LOMAS Robert , The Hiram Key , Element , Massachusetts, 1998
- PARTNER Peter , The Knights Templar and their Myth , Destiny Books , Vermont, 1990 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder